iletisim
·.((( WWW.ORUZ.NL ))).·by MuminKardes´¯` SeVGiYe Acilan Bahce´¯`·.¸.·´¯`·.(((Allaha Emanet Olun ஐ Şanlı Tarihimiz ஐ Peygamberler Tarihi
Hazret-i mûsâ ve firavun
Kullanıcı Adı
Parola
Register FAQ Members List Today's Posts Search

Başlığı Yazdır

  Hazret-i mûsâ ve firavun
by: muminkardes, 07-04-2010 09:10 ÖS (#1)

Hazret-i mûsâ ve firavun

--------------------------------------------------------------------------------

Cenâb-ı Hak, Şems sûresinde yedi yemînle, insanın iç âlemine “fücûr” ve “takvâ”nın ilham edildiğini; içindeki fücûru bertaraf edip takvâya ulaşanların kurtuluşa ereceğini; aksine o nefsânî, süflî arzularına râm olanların ve iç âlemlerini günahlarla karartanların da ziyâna uğrayacaklarını haber vermiştir.

Bu zâviyeden bakınca, insan gönlünün iki ciheti keşfedilir. Zîrâ ondaki hayır ve şer gibi iki zıt temâyül, dâimâ bir arada bulunup bunlar, birbirlerini bertaraf etmek üzere mücadele hâlindedirler. Hazret-i Mevlânâ, insanın iç dünyasındaki bu keşmekeşi şu mısrâlarıyla dile getirir:

“İnsanın iç dünyası bir ormana benzer. Orada, en vahşî ve yırtıcısından, en mûnis ve sevimlisine kadar bütün hayvanlar sergilenmektedir. “…Rûhumdan ona üfürdüm!..” (el-Hicr, 29) âyetinden haberin varsa, bu ilâhî nefesten feyz alıyorsan, insanın bu karışık ve acâyip iç âlemine nazar et!

İnsan varlığında, binlerce kurt, sayısız domuz; temiz, pis, güzel, çirkin, sevimli, sıcak ve soğuk binlerce huy vardır.
İnsan varlığında, hangi huy gâlipse, şahsiyet ona göre teşekkül eder. Bir mâden karışımında da altın, bakırdan fazla ise o karışım artık altın sayılır.

Senin varlığında hangi huy hâkim ise, o huy sahibi hayvanın şeklinde haşr edilmen gerekmektedir. Zîrâ duyguların, mahlûklarla beraberlik hâlindedir.

İnsanda, ân olur kurtluk zuhûr eder. Bir ân gelir melekleşir, sanki ay gibi Yûsuf yüzlü bir güzel olur.
Hayırlar da, şerler de gizli bir yoldan, gönüllerden gönüllere sirâyet eder.

Azgın serkeş at, rahvan yürümeye başlar. Ayı oyun oynar, keçi selâm verir.

İnsanlardan köpeğe bir hissiyat akseder de, bunun netîcesinde, o duygu ve terbiye ile köpek ya av avlar, yâhut çoban olur koyun güder, bekçilik eder. İnsana âmâde olur.
«Ashab-ı Kehf»in köpeğine o sâlih gençlerden öyle bir huy geçti ki, sonunda yürüdü gitti, Allâh’ı arar oldu da Kur’ânî bir ifâde kazandı.

İnsanın gönlünde zaman zaman değişik temâyüller baş gösterir. Rûhâniyet onu âdeta melekleştirirken, buna mukâbil nefsâniyetin girdâbına dûçâr olan kişi şeytan kesilir, canavarlaşır. Hak tanımaz olur.

Mânâ arslanlarının, yani velîlerin, çok iyi bildikleri o hakîkatler ormanından, gönüller tuzağına giden gizli bir yol vardır. Velîler ise, o tuzakları tanır ve bertaraf etmek sûretiyle gönülleri, nefsin şer ve endişelerinden kurtararak onları Hakk’a vâsıl ederler.

Ey iç âlemi köpekten de aşağı olan kişi! Durumundan ümitsizliğe kapılma, hakîkatler ormanında sen de mânevî zevkler almak istiyorsan, gönül yoluna gir de âriflerin can mercanından, yâni onların irfân incilerinden bir miktar nasiplen.
Mâdemki hayırsızsın, bâri o değerli inciden nasiplen de, taşıyacaksan öyle mübârek bir yükü taşı.”

Bu mısralarda da dile getirildiği gibi insan âdeta kâinâtın küçültülmüş bir modeli gibidir. Dış âlemde var olan bütün hakîkatlerden, insanın iç âleminde de bir tecellî dâimâ mevcuttur. Nasıl ki, bir tohumda ondan meydana gelecek ağaçlar ve ormanların bütün husûsiyetleri saklı ise, insanda da kâinâttaki bütün hakîkatlerin öz îtibariyle meknûz olduğu söylenebilir.

Kur’ân ise insan ve kâinâtın temel kanun ve kâidelerinin en mükemmel ve en doğru tercümânıdır. Kıymeti, tariflere sığmayacak kadar ulvî ve büyük bir nimettir. Kur’ânlaşan mü’min yürekler ise, kâinâtın Hâlık’ının tecellî mekânıdır.

Tarihin sayfalarındaki nice Hak dostlarının veya zıddı durumundaki hakîkat mahrumlarının vasıfları, aslında iç âlemimizde hâlen yaşamakta ve birbiriyle mücâdele etmektedir. Bu mücâdelede galip gelen taraf ise insanın hâl ve davranışlarına hâkim olmaktadır. Hazret-i Mevlânâ bu husûsu, Mûsâ ve Firavun misâliyle gözümüzde şöyle canlandırır:

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Mûsâ da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığında gizlenmişler, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar!”
Kullanıcı Avatarı
muminkardes

Süper Yönetici

Mesaj Sayısı: 213
Katılım Tarihi: 31.03.10

RE: Hazret-i mûsâ ve firavun
by: muminkardes, 07-04-2010 09:10 ÖS (#2)

Aynı hususta Muhyiddîn-i Arabî hazretleri de şöyle buyurmaktadır:
“–Benim rûhum Mûsâ; aklım ise Hârun’dur. Nefsim Firavun ve nefsimin hevâ ve hevesi, Firavun’un veziri olan Hâmân’dır.”
Madem insanın iç âleminde hem Hazret-i Mûsâ ve hem de Firavun bulunmaktadır; o hâlde kendimizi tanımak için tarihte sâbit olmuş hakikatleri ile hayrın ve şerrin bu iki temsilcisini hatırlamak faydalı olacaktır.

Mâlum olduğu üzere Firavun, yoğun nefsâniyetinin esîri olarak kendisini ilâh ilan etmiş ve hâkimiyetini zulümle tesis etmişti.
Zulüm, insanın bilerek veya isteyerek başkasının ruh ve bedenine ıstırap vermesidir. Zulüm, merhamet mahrûmu kalplerde yerini bulur. Kaynağı ise hırs, hased, kin ve menfaat duygusu gibi süflî hayvânî ihtiraslardır. İnsanlığın tarihi, zâlimlerin binlerce, ürpertici kıyım tablosuyla doludur.

İşte bunlardan zulüm ve gaddarlığıyla vicdanını yitirmiş olan bedbaht Firavun, gördüğü bir rüya üzerine, tahtının yıkılmasından korkarak İsrailoğullarının doğan bütün erkek çocuklarının katledilmesini emretmişti. Bu, çok ağır bir zulüm ve kıyıma dönüşmüştür. Muhyiddîn İbn-i Arabî -kuddise sirruh-

Fusûsu’l-Hikem isimli eserinde bu durumu şöyle anlatır:
“Firavun, zuhûr edecek olan Hazret-i Mûsâ’yı imhâ için 980.000 mâsumu katletmiştir. Bu çocukların hepsi, Hazret-i Mûsâ’ya hayâtında imdâd olmak, onun rûhâniyetini güçlendirmek için öldürülüyorlardı. Çünkü Firavun ve Firavun âilesi, Mûsâ’yı henüz bilmiyorlarsa da Hak Teâlâ biliyordu. Elbette bunların her birinin alınan hayâtı, Mûsâ’ya âit olacaktı. Zîrâ gâye, O idi.”

Firavun yeni doğan mâsumları katlederken, yani zulmünün zirvesindeyken Hak Teâlâ, yanı başında, kendi sarayında nazlı bir fidan büyütmekteydi: Hazret-i Mûsâ!..

Hazret-i Mûsâ küçüklüğünden îtibâren Firavun’un sarayında, Allâh’ın sıyâneti altında yetişti. Hazret-i Mûsâ büyüyüp gençlik yıllarına geldiğinde, İsrailoğullarından bir sıbtîyi, Firavun’un fırıncısı ve zâlim biri olan bir kıbtînin elinden kurtarmak isterken, yanlışlıkla kıbtînin ölümüne sebep oldu. Bunun üzerine korkarak Mısır’ı terk etti. Bu kaçışı esnasında Medyen’e gelen Hazret-i Mûsâ, Hazret-i Şuayb’la karşılaştı. Mehir olarak sekiz sene Hazret-i Şuayb’a hizmet mukâbilinde onun kızlarından biriyle evlendi. Daha sonra tekrar Mısır’a dönmek için yola çıkan Hazret-i Mûsâ’ya, mukaddes Tûvâ vâdîsinde peygamberlik verildi. Ve burada kendisine Firavun’u îmâna dâvet etmesi emredildi.

Kur’ân-ı Kerîm’de, Hazret-i Mûsâ’nın Firavun’u îmâna davet etmesi anlatılırken, takib etmesi gereken teblîğ metodu da Allâh Teâlâ tarafından öğretilmişti:

“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Tâhâ, 44)
Böylece muhatab azılı bir kâfir bile olmuş olsa tebliğde “kavl-i leyyin” (yumuşak, tatlı bir ifâde) kullanılması gerektiği ifâde edilmiştir.

Ayrıca:
“Sen ve kardeşin, birlikte âyetlerimi (mûcizelerimi) götürün. Zikrimden de uzak kalmayın!” (Tâhâ, 42) buyrularak böyle bir tebliğ faaliyetine nasıl hazırlanılması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

Cenâb-ı Hak, Mûsâ ve Hârûn -aleyhimesselâm-’a peygamber oldukları hâlde, kendisini zikretmelerini emrettiğine göre; bu ilâhî emrin, bizler için ne kadar ehemmiyet arz ettiği âşikârdır. Kalbî eğitim, her mü’min için zarûrîdir. Îman cevherinin merkezi kalb olduğu gibi, zikir cevherinin merkezi de kalbdir. Zikir kalbde mekân bulduğu zaman hakîkî huzur hâline kavuşulur.

Âyet-i kerîmede buyrulur:
“…İyi bilin ki, gönüller ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur.” (er-Ra’d, 28)

Yâ Rabbi!.. Göz açıp kapayıncaya kadar nefsimizin esiri olmaktan Sana sığınırız. Bizi Sen’in zikrinle huzur bulan, kalbine takvayı ikâme edip fücurdan uzak duran kullarından eyle!.. İlâhî, içimizdeki Firavun’u, kudret ve rahmetinle yok ederek, ruhumuzu günah kirlerinden arındır.
Âmin!..
Kullanıcı Avatarı
muminkardes

Süper Yönetici

Mesaj Sayısı: 213
Katılım Tarihi: 31.03.10

Options
Atlanilacak Forum:
Forum powered by fusionBoard
Share this Thread
URL:
BBcode:
HTML:
Security System 1.9.0 © 2006-2008 by BS-Fusion Deutschland
Engellenen Saldiri Sayisi : 88
www.oruz.nl.
WWW.ORUZ.NL
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
Ana Menu
Üye İstatistikleri
muminka... 4 Gün
Islambe... 6 Gün
Hasret13 Hafta
Savas20 Hafta


Bugün: 0
Dün: 0
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yıl: 19
Yeni Kullanıcı : Hasret

Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2
Toplam Üye Sayısı: 19
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 16293
Site156 gündür açık
104 ziyaretçi / gün

e-mail Kayit Dağılımı
Yahoo:0 (0%)
Gmail: 0 (0%)
Hotmail: 8 (42.11%)
MSN: 2 (10.53%)
Mynet: 1 (5.26%)
Other: 8 (42.11%)


Kısa Mesajlar
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.

12/04/2010 22:48
Sitemize moderator olmak isteyen kardeslerimiz bir mail atsin

04/04/2010 00:38
Sitemizde neler okumak veya gormek istersiniz bize yazarak destek olunuz

31/03/2010 21:30
Selamunaleykum kardeslerim sitemizi yeniliyoruz destek icin uye olalim tesekurler
Esmaulhusna



"O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)


RAHÎM
(Aciyan, esirgeyen)


MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren)


MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden))


HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)


VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


ALÎM
(Hakkiyla bilen)


KÂBID
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)


RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMI'
(Isiten)


BASÎR
(Gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)


SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)


ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)


RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)


MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)


VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)


MECÎD
(Sanli, serefli)


BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)


SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)


HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)


KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)


METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)


VELÎ
(Yardimci ve dost)


HAMÎD
(Övülmeye layik)


MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


MÜBDI'
(Ilkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Can veren)


MÜMÎT
(Öldüren)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


MÂCID
(Sanli, serefli)


VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni)


KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKADDIM
(Öne alan)


MUAHHIR
(Geriye birakan)


EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)


ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)


ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)


AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


RAÛF
(Sefkatli)


MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)


ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSIT
(Adaletle hükmeden)


CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)


MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


DÂR
(Zarar veren)


NÂFI'
(Fayda veren)


NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)



HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)


BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)


VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)


RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


SABÛR
(Çok sabirli)


©TRNuke.net
ALLAH c.c En Güzel Isimleri

Veda Hutbesi

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanir rahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size iki emanet bırakıyorum ki onlara sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allah Kitabı Kur'an ve O'nun peygamberinin sünnetidir.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Sayfa oluşturulma süresi: 0.07 saniye 16,293 Tekil Ziyaretçi HaYaLeT
www. ORUZ .nl
& Copyright ; 2010
TUM HAKLARI MUSLUMANLARINDIR
Powered by PHP-Fusion copyright © 2002 - 2010 by Nick Jones.
Released as free software without warranties under GNU Affero GPL v3.